Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

baba o'riley

Wed Dec 16, 2009, 1:49 AM
bahçe duvarından aştım, arabalar çarpıştırdım, kendi kendime evler inşa ettim, yoruldum, keyiflendim, inatlaştım, sonuna kadar gidip geri dönmek zorunda kaldım, ama pes etmedim. unuttuklarımı hatırladım, hatırladıklarımı kabul ettim, kendime güvendim, kızdığım ve kırdığım tüm bastonlarımı geri aldım/kazandım.

tek bir şey kaldı geriye, halledemediğim ama en azından başedebildiğim; bazı duygu durumları beyinde ciddi yanılsamalara neden oluyor. yaşanan şeylerin algısında, bu yanılsama nedeniyle oluşan yanlış hatıralamaları düzeltmek zaman alıyor. bu şizofren olduğunu anlayan bir insanın haline benziyor. biliyorsun ki orada yaşlı bir kadın yok, o çocuk hiç büyümüyor çünkü orada değil. evet onları hala görüyorsun ama en azından olmadıklarını bildiğin için başedebiliyorsun. ama hiç kimse bunun kolay bir şey olduğunu söylemedi değil mi?

oh beyin, sen ne alem bir şeysin.

  • Mood: Alienated
  • Listening to: tori amos
  • Reading: oscar wilde
  • Watching: ezel
  • Playing: keman
  • Eating: eat?
  • Drinking: su

Devious Journal Entry

Journal Entry: Mon Aug 3, 2009, 2:59 AM


*35imde 4 üniversite bitirmiş bir insan olmanın yolunu buldum. henüz 2.sini okurken üstelik.

*akşamları 8 katlı bir binanın terasından şehri seyrederken, kendimi şehrin ağası gibi hissediyorum.

*cidden bende yükseklik hobisi var.

*masamda 5 kitap var. 5 günde okusam iyi olacak. yoksa sanırım bir arkadaşım artık benle konuşmayacak.

*yolda yürürken beynimde muse'dan "supermassive black hole" çalıyor. sanırsın tüm şehri ben imar ettim, insanlar ben işverdim, ayrıca boyum 3 metre ve uçabiliyorum. peynir gibi beyazım ve hatta hiç uyumuyorum, hiç yemiyorum. evet evet, twilight izledim. evet.

*dün spica ile terasta halı yıkadık. senelerdir yapmamıştım. şu veciz sözü söyledim "alem vampirlerle fink atsın biz halı yıkayalım. ne bu lan?". spica her zamanki olgunluğu ile cevap verdi ; "vampirsiz de fink atıyorlar, yıkamaya devam et."

*sanırım artık sıkıntı olimpiyatlarında son noktaya geldim. pazar günü 3 film izledim. halı yıkadım. ve izlediğim filmlerle ilgili rö;portajlara falan bakarken, aslında artist tayfasının da ne sıkıcı insanlar olduğunu düşündüm. clive owen hariç. children of men filminde, 3-5 dakika boyunca mermiler arasında arkasında kamera ve ayağında şı;pıdık plaj terliği olmak suretiyle koşabilen bir adam sıkıcı olamaz. er ryan'ı kurtarmaktan sonra gördüğüm en güzel çatışma sahnesiydi.

*annemin benden gizli fındık zulası olduğunu keşfettim. anne diyorsun ama o da seni arkandan vuruyor.

*cuma günü tatile çıkıyorum. şimdiden bavul hazırlamaya başladım. dahası aslında ben bugünden itibaren mantalite olarak tatildeyim.

*halı yıkamak ve sıkılmak eylemlerini düşünürken aklımdan geçti, twitterda "ben bugün halı yıkadım" diyen ünlüyü kim olursa olsun herkesten çok sevicem. beslicem. hiç bırakmayacam.

*göz rengi insanı bu kadar mı değiştirir arkadaş. bir sonraki lensimi şeffaf değil renkli almaya karar verdim. sonra da hiç adetim değilken güneş gözlüğü takacam. fonda yine supermassive black hole çalacak.

*tatilde okumak için yanıma bir sürü ince kitap aldım. keşke uçan bir gemimiz olsa, vikingler gibi o gemiye binip gitsek istediğimiz yere. allahım nolur ben ölmeden önce öyle şeyler yapmış olsunlar ama yaptıklaır şeyler de halka inmiş olsun. öyle tepelerde kalmasın. uçmadan ölmek istemiyorum.

  • Mood: Alienated
  • Listening to: alanis morisette
  • Reading: medical marvels
  • Watching: house m.d.
  • Playing: keman
  • Eating: çekirdek
  • Drinking: su

bazen

Journal Entry: Wed Jul 29, 2009, 3:07 AM
bazen fotoğrafın fersah fersah uzaklaştığını hissediyorum.

bazen fotoğraf makinası odamdaki kanepeyle eşdeğer oluyor. üzerine eşyalar konan ama asla oturulmayan.

bazen kulağımda müzik yolda yürürken, hele de rüzgar esiyorsa balerin sıçraması gibi yapı;p, dans etmek istiyorum.

bazen allahın beni mp3 player vasıtasıyla sınadığını düşünüyorum. örneğin yürürken ve kendi kendime kontrol manyaklığı kararları alırken, bana aldığım kararın ters yönünde şeyleri hatırlatan şarkı çalıyor. next diyorum yine benzer bir şarkı. ama gururluyum ve inatçıyım. kararımdan dönmüyorum.

bazen allah beni, başka şekillerde sınıyor. örneğin, frambuazlı pasta var ve ben bayılıyorum. ama bu mideme dokunduğu gibi beni yediğim zaman hasta ediyor. sonra o gün başka bir pasta görüyorum bi filmde, adını sanını öğreniyorum. tam deneyecekken bi bakıyorum içinde frambuaz var. şaka mı bu? değil.

bazen, beynimin sol yarısı sağ yarısını sağlam dövüyor. şerefsiz çok antreman yaptı, çok bağ oluşturdu. bazen çok sevimli yada duygusal bir şey gördüğümde bile bunu bilimsel olarak açıklayabiliyorum kendime. sonra üzülüyorum.

bazen, bi evim olsun istiyorum ama çatısı camdan olsun, sürekli gökyüzü göreyim. duvarları da camdan olsun çoğunlukla. böylece sürekli açı;p içeriye rüzgar doldurabileyim.

bazen gökyüzü parçalı bulutluyken mesela, gölgeler ve güneş oyun oynarken, bu rüya gibi geliyor. sert ışık ve koyu gölgeler. rüyaları sevdiğim için parçalı bulutlu havaları da seviyorum.

bazen önceki hayatımda bir tenis topu olduğumu düşünüyorum. zı;plama isteğim ve açık havaya olan önlenemez aşkımı başka türlü izah edemiyorum. kırlangıç da olabilirim tabii.

bazen, herşey çok güzel giderken, sorun morun yokken, aniden herşeyden uzakta ve mutsuz hissediyorum.

bazen, aslında sıklıkla insanlar yanımdayken bir test yapıyorum. yanımda biri yada birileri varken, tek başıma olduğumu düşünüyorum. hatta yalnız olduğumu düşünebileceğim şekilde oturuyorum, başka bir yere bakıyorum. ve eğer orada yalnız olduğumu hissederken mutlu oluyorum.

bazen düşünüyorum da, ben As Good as It Gets filmindeki jack nicholson gibi biriyim. ama henüz bunu saklayabiliyorum (mu acaba?) yaşlandığımda huysuz ihtiyar olacam dememin nedeni bu. malımı biliyorum.

bazen, hatta genelde sadece ve sadece müzisyenleri kıskanıyorum. çocukken ameliyatla kıskançlık duygumu aldırdığım halde. çünkü onlar rüzgara binip istedikleri yere gidebiliyorlar. ama bunu yapmıyorlar, sinir oluyorum.

  • Mood: Alienated
  • Listening to: alanis morisette
  • Reading: medical marvels
  • Watching: house m.d.
  • Playing: keman
  • Eating: çekirdek
  • Drinking: su

people don't change

Wed Jun 10, 2009, 11:07 AM
  • Mood: Llama
  • Listening to: mogwai
  • Reading: tıptaki mucizeler
  • Watching: house m.d.
  • Playing: keman
  • Eating: salata
  • Drinking: su
tky'den neden nefret ettiğimi biliyorum artık. sürekli değişimden bahsediyordu.
insanlar değişmiyorlar. sadece kontrol etmeyi öğreniyorlar. kendilerini tanıdıkça, sadece kendi mutlulukları için ne yapacaklarını kestirebiliyorlar. ve bazıları bunu ışık hızıyla öğrenip uyguluyor.
"ahmet çok değişti eskiden çok sinirliydi."

ahmet hala sinir kü;pü, sadece sinirli olmayı seçtiğinde ortaya çıkan sonuçları bildiği için, sinirli olmamayı seçiyor. ha sen diyorsan ki ahmet artık cidden sinirlenmiyor. ahmet misin sen derim. derim, arkama da bakmaz çeker giderim.

bu yontulmamış kerestelikten, güzel bir süs eşyası haline gelmeye değişim değil, gelişim diyoruz. ve bu da maalesef yaşadığımız çevrenin kurallarıyla örselenerek oluyor.

böyle bişiler işte.

hayalet gemi

Mon May 25, 2009, 9:57 AM
  • Mood: Llama
  • Listening to: old boy - the searchers
  • Reading: hayalet gemi
  • Watching: house m.d.
  • Playing: keman
  • Eating: makarna
  • Drinking: su
"başka bir dünya olduğuna yemin edebileceğiniz o açık denizlerin gecesinden çıkı;p gelen hayalet geminin sisli şehir caddelerinde, köy mezarlıklarının tarlalarla kesiştiği boşluklarda, çocuk parklarında ve kurgusu boşalmış luna parklarda, sandalyeleri ters çevrilmiş meyhanelerde, okuyucuları çoktan yok olmuş kütü;phanelerin ıssız koridorlarında gezindiğini mutlaka birileri fısıldamıştır kulağınıza. hatta geceleyin birdenbire havlayan kö;peklerin neden ürktüklerini o zaman hissetmişsinizdir. ya da tüm bunlar uyku ile uyanıklık arasında yaşanan türden bir hayal..."

bugün bilgisayarımda, hayalet gemi'nin sayılarını buldum. e. bana hangi yöne gideceğimi soruyordu digitale geçince. baktım, baktım, dolaştım, gezdim, düşündüm... ben zaten o gemiyi arıyordum, aramaya devam etmeye karar verdim. hikayesi olmayan bir fotoğraf çekmenin, çekmemekle eşdeğer olduğunu gördüm.

sahiden insanlar değişmiyormuş.

bu da böyle parça parça bir yazı olsun.

Journal History

Site Map